-->
I Hate This Place Oyun İncelemesi

I Hate This Place, çizgi roman estetiği, acımasız hayatta kalma mekaniği ve sürekli tehdit hissiyle rahatsız edici ama unutulmaz bir korku deneyimi sunuyor.

04.02.2026 | ulasufuk

Bazı oyunlar vardır, sizi korkutmak için jumpscare’lere, ani seslere ya da ekranın ortasına fırlayan yaratıklara ihtiyaç duymaz. Atmosferiyle, görsel diliyle ve sürekli ensenizde hissettirdiği tehdit duygusuyla rahatsız eder. I Hate This Place, tam olarak bu kategoride yer alıyor. Kyle Starks ve Artyom Topilin’in aynı adlı çizgi romanından uyarlanan yapım, hayatta kalma-korku türüne farklı bir estetik ve anlatı dili kazandırmayı başarıyor.

Oyunu deneyimlerken sık sık şunu düşündüm: “Burada güvende olmak diye bir şey yok.” Zaten oyunun adı da bu hissi saklamadan yüzümüze vuruyor.

I Hate This Place’i diğer hayatta kalma korku oyunlarından ayıran ilk ve en belirgin unsur sanat tasarımı. Oyun, klasik gerçekçi ya da pikselli korku anlayışını bir kenara bırakıp, sert çizgiler, yoğun kontrastlar ve kalın konturlar ile adeta canlı bir çizgi romanın içine girmişsiniz hissi yaratıyor.

Renk paleti özellikle dikkat çekici. Neon pembe, kan kırmızısı, zift siyahı ve kirli sarılar sürekli olarak göz önünde. Bu renkler sadece estetik bir tercih değil; aynı zamanda tehdit algısını da güçlendiriyor. Gece çöktüğünde, ekranın kararmasıyla birlikte gerilim hissi ciddi anlamda artıyor. Çünkü bu oyunda gece gerçekten tehlikeli.

Oyunda Elena isimli bir karakteri kontrol ediyoruz. Elena, erkek arkadaşıyla birlikte ıssız bir çiftlik evine geliyor ve işler klasik bir korku hikâyesi gibi hızla kontrolden çıkıyor. Ancak oyun, hikâyesini uzun diyaloglar ya da sinematiklerle anlatmak yerine, çevresel hikâye anlatımını tercih ediyor.

Etrafı kurcaladıkça, notlar buldukça ve yaşanan anormal olaylara tanıklık ettikçe bu dünyanın neden bu kadar “lanetli” olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Oyun size her şeyi açık açık anlatmıyor; boşlukları sizin doldurmanızı istiyor. Bu da anlatıyı daha rahatsız edici hâle getiriyor.

I Hate This Place’in oynanış yapısı, klasik survival horror temelleri üzerine kurulu:

  • Kaynak yönetimi
  • Sınırlı cephane
  • Craft sistemi
  • Sürekli tehdit altında olma hissi

Ancak oyunun en önemli farkı şu: Savaşmak her zaman çözüm değil.

Karşınıza çıkan yaratıklar genellikle sizden güçlü, dayanıklı ve acımasız. Silahlar var ama asla kendinizi güçlü hissetmiyorsunuz. Bir düşmanı öldürmek çoğu zaman sizi daha büyük bir belanın içine sokabiliyor. Bu yüzden oyunda kaçmak, saklanmak ve çevreyi akıllıca kullanmak hayatta kalmanın anahtarı.

Oyunun en başarılı mekaniklerinden biri gündüz–gece döngüsü. Gündüzleri nispeten daha güvenli bir ortamda kaynak toplayabiliyor, crafting yapabiliyor ve çevreyi keşfedebiliyorsunuz. Ancak gece olduğunda işler tamamen değişiyor.

Gece:

  • Düşmanlar daha agresif
  • Görüş mesafesi ciddi şekilde azalıyor
  • Rastgele olaylar artıyor
  • Güvende hissettiğiniz alanlar bile tehdit altına giriyor

Bu sistem, oyuna harika bir tempo kazandırıyor. “Bir gece daha dayanabilir miyim?” sorusu, oyunun temel motivasyonlarından biri hâline geliyor.

I Hate This Place, karmaşık olmayan ama işlevsel bir craft sistemi sunuyor. Topladığınız materyallerle:

  • Silahlar
  • Tuzaklar
  • Savunma eşyaları
  • Hayatta kalma araçları

üretebiliyorsunuz. Ancak kaynaklar sınırlı olduğu için her zaman stratejik düşünmek zorundasınız. Bir mermiyi harcamadan önce iki kez düşünüyorsunuz. Bir tuzak kurarken “Gerçekten buna değer mi?” sorusu aklınızdan çıkmıyor.

Bu sistem, oyuncuyu sürekli tetikte tutuyor ve kararların ağırlığını hissettiriyor.

Oyundaki düşmanlar, klasik zombi ya da canavar tasarımlarından çok daha rahatsız edici. İnsanlıktan çıkmış varlıklar, grotesk şekiller, anlaşılması zor hareketler… Ne olduklarını tam olarak anlayamamak, onları daha korkutucu kılıyor.

Bazı düşmanlar doğrudan saldırırken, bazıları sizi izliyor, psikolojinizi bozuyor ve hata yapmanızı bekliyor. Bu da oyunun korku dozunu sürekli yüksek tutuyor.

Ses tasarımı, oyunun gizli kahramanı. Rüzgâr sesi, uzaktan gelen anlamsız çığlıklar, kırılan dallar… Kulaklıkla oynandığında oyun çok daha etkileyici hâle geliyor.

Müzik minimal kullanılıyor ama gerektiği yerde devreye girerek tansiyonu yükseltiyor. Çoğu zaman sessizlik bile başlı başına bir tehdit.

Oyun genel olarak stabil bir performans sunuyor. Sanat tarzı sayesinde yüksek sistem gereksinimlerine ihtiyaç duymadan akıcı çalışıyor. Ancak zaman zaman kamera açıları ve kontrol hassasiyetiyle ilgili küçük pürüzler hissedilebiliyor. Bunlar deneyimi baltalayacak seviyede olmasa da not edilmesi gereken detaylar.

I Hate This Place, herkese hitap eden bir oyun değil. Aksiyon arayan, güçlü hissetmek isteyen oyuncular için fazla acımasız ve karanlık olabilir. Ancak:

  • Atmosferik korku seven
  • Hayatta kalma mekaniğini önemseyen
  • Farklı bir sanat tarzı arayan

oyuncular için son derece özgün ve unutulmaz bir deneyim sunuyor.

Bu oyun sizi eğlendirmekten çok, rahatsız etmeyi amaçlıyor. Ve bunu da sonuna kadar başarıyor.


7

Artılar

  • Çizgi roman tarzı özgün ve çarpıcı sanat tasarımı
  • Sürekli gerilim yaratan güçlü atmosfer
  • Gündüz–gece döngüsünün oynanışa gerçek etki etmesi
  • Kaynak yönetimine dayalı tatmin edici hayatta kalma mekaniği

Eksiler

  • Anlatımın kapalı yapısı herkes için tatmin edici olmayabilir