-->
Fading Afternoon Oyun İncelemesi

Yaşlanmış bir Yakuza’nın sessiz çöküşünü anlatan Fading Afternoon, şiddeti bir güç değil bedel olarak sunan, melankolik ve ağır tempolu bir beat ’em up deneyimi.

11.01.2026 | ulasufuk

Bazı oyunlar size kahraman olma fantezisi sunar; bazıları ise tam tersini yapar. Fading Afternoon, sizi güçlü, yenilmez ya da efsanevi hissettirmeyi hedeflemez. Aksine, yorgun, yaşlanmış ve zamanın gerisinde kalmış bir adamın son günlerine ortak eder. Yeo’nun geliştirdiği bu bağımsız yapım, klasik beat ’em up formülünü alıp onu varoluşsal bir hikâyeye dönüştürüyor. Oyun bittiğinde aklınızda kalan şey; dövüş komboları ya da skorlar değil, yapılan ve yapılamayan seçimlerin ağırlığı oluyor.

Fading Afternoon’u oynarken sık sık şunu düşündüm: Bu bir aksiyon oyunu değil, bir sonbahar oyunu. Her şey yavaş, soluk ve kaçınılmaz bir sona doğru ilerliyor.

Oyunda Seiji Maruyama adlı, hapisten yeni çıkmış yaşlı bir Yakuza’yı kontrol ediyoruz. Yıllarını şiddet, sadakat ve suç dünyasında geçirmiş bu adam artık eski gücünde değil. Kasları ağır, refleksleri yavaş ve dünya onun yokluğunda değişmiş.

Fading Afternoon’un hikâyesi size doğrudan anlatılmaz. Uzun diyaloglar, sinematik sahneler ya da dramatik monologlar beklemeyin. Bunun yerine oyun, hikâyesini atmosfer, çevre, küçük diyaloglar ve en önemlisi oyuncu seçimleri üzerinden anlatır.

Maruyama’nın geçmişiyle, eski dostlarıyla ve düşmanlarıyla karşılaşması tamamen sizin nasıl oynadığınıza bağlıdır. Bazı karakterlerle tekrar tekrar yüzleşirken, bazılarını tamamen gözden kaçırabilirsiniz. Oyunun en güçlü yanlarından biri de burada ortaya çıkar: Fading Afternoon, sizi her şeyi görmeye zorlamaz. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, bazı fırsatlar kaçar.

İlk birkaç dakikada şunu net biçimde hissediyorsunuz: Maruyama genç değil. Yumrukları ağır, kaçınmaları sınırlı ve her kavga riskli. Bu, bilinçli bir tasarım tercihi ve oyunun ruhunu belirleyen en önemli unsur.

Dövüş sistemi basit ama etkili. Yumruklar, tekmeler, tutma hareketleri ve çevresel etkileşimler mevcut. Ancak klasik beat ’em up’larda olduğu gibi kalabalıkların içine dalıp herkesi biçmek çoğu zaman ölümle sonuçlanıyor. Fading Afternoon, sizi temkinli, hesaplı ve sabırlı oynamaya zorluyor.

En küçük bir hata, özellikle kalabalık düşman gruplarında, Maruyama’yı yere seriyor. Bu yüzden oyun boyunca sık sık şu soruyu soruyorsunuz: “Bu kavgaya girmeye gerçekten değer mi?”

Oyunun en etkileyici yönlerinden biri, şiddeti bir araç değil, bir bedel olarak sunması. Evet, kavga edebilirsiniz. Ama her kavga sizi biraz daha yorar, biraz daha tüketir. Sağlık kaynakları sınırlıdır ve iyileşmek kolay değildir.

Bu yüzden Fading Afternoon’da kaçınmak, beklemek ve geri çekilmek çoğu zaman daha akıllıca bir tercihtir. Oyunun sunduğu bu yaklaşım, türün alışılagelmiş “herkesi döv” mantığını bilinçli olarak reddeder.

Bu noktada oyun, sadece mekanik değil, ahlaki bir gerilim de yaratır. Eski alışkanlıklarını mı sürdüreceksin, yoksa farklı bir yol mu deneyeceksin?

Fading Afternoon, doğrusal bir oyun değil. Harita zamanla açılıyor ve farklı bölgelere erişim sağlıyorsunuz. Ancak oyun sizi nereye gitmeniz gerektiği konusunda yönlendirmiyor. Bu da keşfi organik hâle getiriyor.

Yaptığınız seçimler, kiminle konuştuğunuz, hangi kavgalara girdiğiniz ve hatta bazı anlarda hiçbir şey yapmamayı tercih etmeniz bile oyunun sonunu etkiliyor. Oyunda birden fazla son bulunuyor ve bu sonlar dramatik olduğu kadar sessiz de olabiliyor.

Bazı sonlar tatmin edici değil. Bazıları rahatsız edici. Bazıları ise yalnızca hüzünlü. Ama hiçbiri “yanlış” hissettirmiyor. Çünkü Fading Afternoon, size bir kurtuluş vaadi sunmuyor.

Oyun, piksel-art görsel stilini kullanıyor. Ancak bu stil nostaljik bir tercih olmaktan çok, anlatımın bir parçası. Renk paleti soluk, animasyonlar sade ve çevreler kasvetli.

Bu sade görsel dil, Maruyama’nın iç dünyasını yansıtıyor. Parlak renkler yok, gösterişli efektler yok. Her şey olması gerektiği kadar. Bu da oyunun tonunu son derece tutarlı kılıyor.

Karakter animasyonları özellikle dikkat çekici. Maruyama’nın yürüyüşü bile onun yaşını ve yorgunluğunu hissettiriyor.

Fading Afternoon’da müzik nadiren ön plana çıkıyor. Çoğu zaman yalnızca çevresel sesleri duyuyorsunuz: rüzgâr, ayak sesleri, uzaktan gelen şehir gürültüsü.

Müzik girdiğinde ise genellikle melankolik ve düşük tempolu parçalar duyuluyor. Bu da oyunun duygusal yükünü artırıyor. Sessizlik, bu oyunda bir eksiklik değil; bilakis en güçlü anlatım aracı.

Oyunun temposu yavaş. Çok yavaş. Bu, bazı oyuncular için sıkıcı olabilir. Aksiyon arayanlar ya da hızlı ilerlemek isteyenler için Fading Afternoon sabır testine dönüşebilir.

Ancak oyunun anlatmak istediği şey tam olarak bu yavaşlıkta yatıyor. Bu bir “acele etme” oyunu değil. Hatta acele ederseniz, çoğu zaman cezalandırılıyorsunuz.

Bağımsız bir yapım olarak Fading Afternoon genel anlamda stabil çalışıyor. Büyük teknik sorunlarla karşılaşmadım. Ancak kontroller zaman zaman sert hissedebiliyor ve kamera açıları bazı alanlarda sıkışık kalabiliyor.

Bunlar oyunu bozan kusurlar değil, ama hissedilen pürüzler.

Fading Afternoon, herkese hitap eden bir oyun değil. Bu oyunu sevmek için yavaşlığı, belirsizliği ve duygusal ağırlığı kabullenmek gerekiyor. Ama doğru beklentiyle yaklaşıldığında, son derece etkileyici bir deneyim sunuyor.

Bu bir güç fantezisi değil. Bu, gücün yavaş yavaş elinizden kayıp gidişini anlatan bir oyun. Ve tam da bu yüzden, anlattığı şey çok gerçek.

Maruyama’nın hikâyesi, belki de hiç kimsenin gerçekten kazanmadığı bir dünyada, en azından kendi sonunu seçmeye çalışan bir adamın hikâyesi.


8

Artılar

  • Yakuza temasını klişelere kaçmadan, olgun ve melankolik bir bakış açısıyla ele alması
  • Beat ’em up türüne yakışan sert ve tatmin edici dövüş mekaniği
  • Minimalist ama atmosferi güçlü piksel sanat tarzı
  • Şiddetin sonuçlarını hissettiren hikâye anlatımı

Eksiler

  • Oynanış çeşitliliğinin zamanla sınırlı hissettirmesi