-->
Death Howl, yas ve kayıp temasını merkezine alan, sıra tabanlı taktik oynanışı ve güçlü atmosferiyle duygusal açıdan sarsıcı bir deneyim sunuyor.
Bağımsız oyun sahnesi son yıllarda özellikle duygusal anlatımı mekaniklerle birleştiren yapımlarla ciddi bir ivme yakaladı. Death Howl ise bu dalganın en karanlık ve en içe dönük örneklerinden biri. İlk bakışta izometrik kamera açısına sahip, sıra tabanlı bir taktik oyunu gibi dursa da, birkaç saat geçirdikten sonra bunun yalnızca bir “oyun” olmadığını, daha çok bir yas ritüeline katılım deneyimi sunduğunu fark ediyorsunuz.
Death Howl, kaybın, suçluluğun ve kabullenmenin oyun diline çevrilmiş hâli. Sizi yüksek tempolu aksiyonla değil; sabırla, dikkatle ve duygusal bağ kurarak içine çekiyor. Bu da onu herkese hitap eden bir yapım olmaktan çıkarırken, doğru oyuncu için unutulmaz bir deneyime dönüştürüyor.
Oyunda bir anne karakterini kontrol ediyoruz. Oğlunun ölümünün ardından, ruhlar âlemiyle yaşayanlar dünyası arasında sıkışmış, karanlık bir ormana adım atıyoruz. Death Howl’un en cesur tercihlerinden biri, hikâyesini neredeyse hiç doğrudan anlatmaması. Diyaloglar son derece sınırlı, metinler şiirsel ve parçalı.

Bu anlatım tarzı oyuncuya şunu söylüyor:
“Hikâyeyi sana vermeyeceğim, onu sen hisset.”
Ormanda karşılaştığımız varlıklar, düşmanlar ve mekânlar çoğu zaman fiziksel tehditlerden çok, karakterin zihnindeki travmaların yansımaları gibi hissettiriyor. Oyunun adı olan Death Howl (Ölümün Uluması) bile aslında duyulmayan bir çığlığa işaret ediyor; bastırılmış acının dışavurumu.
Hikâye ilerledikçe oyuncu, karakterin yalnızca oğlunu değil, aynı zamanda kendini de kaybettiğini anlıyor. Oyun, yasın aşamalarını neredeyse sezgisel bir şekilde ilerletiyor: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabulleniş… Bunların hiçbiri açıkça söylenmiyor ama oynanış ve atmosfer yoluyla derinden hissettiriliyor.
Death Howl, klasik anlamda bir sıra tabanlı taktik oyunu değil. Evet, hamleler sırayla yapılıyor, konumlanma önemli ve düşmanların saldırı paternlerini öğrenmek gerekiyor. Ancak burada her hamle bir “ritüel” gibi hissettiriyor.
Oyunda kart benzeri yetenekler kullanılıyor. Bu yetenekler yalnızca saldırı amaçlı değil; savunma, alan kontrolü, ruh çağırma ve çevreyle etkileşim gibi farklı işlevlere sahip. Savaş alanı küçük ama anlamlı; yanlış atılan tek bir adım, tüm düzeni bozabiliyor.

Öne çıkan nokta şu:
Death Howl, refleks değil niyet istiyor.
Her karşılaşma, çözülmesi gereken bir bulmaca gibi. Hangi yeteneği ne zaman kullanacağınızı, düşmanın bir sonraki hamlesini tahmin ederek planlamanız gerekiyor. Bu da oyunu yavaş ama tatmin edici bir ritme sokuyor.
Oyun başlarda oldukça affedici gibi görünse de, ilerleyen bölümlerde ciddi şekilde zorlaşıyor. Ancak bu zorluk asla adaletsiz hissettirmiyor. Death Howl, oyuncuyu cezalandırmak için değil, dikkatli olmaya zorlamak için zor.
Her başarısızlık, “daha hızlı olmalıydım” değil,
“daha iyi düşünmeliydim” dedirtiyor.
Bu yaklaşım, oyunun temasıyla da birebir örtüşüyor. Yas süreci de böyledir: aceleye gelmez, sabır ister.
Death Howl’un en güçlü olduğu alan hiç şüphesiz atmosferi. El çizimi hissi veren sanat tarzı, kasıtlı olarak bulanık ve keskin hatlardan yoksun. Renk paleti ağırlıklı olarak siyah, gri, soluk yeşiller ve kan kırmızısı tonlarından oluşuyor.

Orman yaşayan bir varlık gibi. Dallar bükülüyor, gölgeler hareket ediyor, zemin nefes alıyormuş hissi veriyor. Bu çevresel anlatım, oyunun hikâyesini kelimelerden çok görüntülerle aktarmasını sağlıyor.
Animasyonlar sade ama anlamlı. Her hareketin bir ağırlığı var; karakterin adımları bile kararsız ve temkinli.
Oyunda müzik çok sınırlı kullanılıyor ve bu bilinçli bir tercih. Çoğu zaman yalnızca rüzgâr sesi, dalların hışırtısı veya uzaktan gelen boğuk bir uluma duyuyorsunuz. Müzik devreye girdiğinde ise etkisi katlanarak artıyor.
Minimalist besteler, melankolik tonlarıyla sahnelerin duygusal yükünü taşıyor. Özellikle önemli hikâye anlarında kullanılan müzikler, neredeyse oyuncunun içini sıkıştıracak kadar güçlü.
Sessizlik ise oyunun en önemli ses efekti.
Ve bu sessizlik, bağırıyor.
Teknik açıdan Death Howl oldukça stabil bir deneyim sunuyor. Yükleme süreleri kısa, performans tutarlı. Arayüz sade ve anlaşılır. Ancak oyunun bilinçli olarak rehberlikten kaçınması, bazı oyuncular için kafa karıştırıcı olabilir.
Bu bir teknik kusurdan çok, tasarım tercihi. Oyun elinizden tutmuyor; sizi ormana bırakıyor ve yolunuzu kendiniz bulmanızı istiyor.

Death Howl, yüksek tempolu aksiyon arayanlar için uygun bir oyun değil. Bu oyun, sabır isteyen, düşünmeyi seven ve duygusal anlatımlara açık oyunculara hitap ediyor.
Eğer oyunlarda yalnızca eğlenmek değil, hissetmek de istiyorsanız; Death Howl sizi uzun süre etkisinden çıkaramayacak bir deneyim sunuyor. Karanlık, ağır ve zaman zaman rahatsız edici… ama bir o kadar da samimi.
Bu bir güç fantezisi değil.
Bu, bir kabullenme yolculuğu.
The Witcher evreni bu kez bambaşka bir oyun yapısıyla geri dönüyor.
Capcom’un merakla beklenen yeni oyunu Resident Evil Requiem hakkında dikkat çekici yeni detaylar paylaşıldı.
Prime Video’da yayınlanacak Tomb Raider dizisi için heyecan giderek artıyor.
Futbol oyunlarında ezberleri bozabilecek bir gelişme yaşandı. Electronic Arts, merakla beklenen EA Sports FC 27 açık dünya modu için resmi marka tescili gerçekleştirdi.