Dishonored: Death of the Outsider İnceleme

İntikam Zamanı…

Dishonored ilk çıktığında farklı oynanış sistemi ile ilgi toplamayı başarmıştı. Multi platform olarak piyasaya sunulan Dishonored, yakaladığı başarının etkisi ile bir seri haline dönüşeği çok açıktı. İlk iki oyunu ile oldukça başarı sağlayan serinin yeni oyunu Death of the Outsider, Dishonored 2 için getirilmiş bir bağımsız DLC tanımlaması yapabiliriz. Death of the Outsider’da yöneteceğimiz karakter önceki oyunlardan tanıdığımız Billie Lurk ilk oyunun DLC’leri Knife of Dunwall ve Brigmore Witches’ta Daud’un sağ kolu, ikinci oyunda ise ana üssümüz görevi gören geminin kaptanı olarak karşımıza çıkmıştı. Gizemli havası ve sert mizacı ile oyuncuları kendine hayran bıraktı. Death of the Outsider Billie Lurke’ün hikâyesini konu alıyor. Daud ve geçmişi hakkındaki pişmanlıklarını, Emily’e duyduğu minneti görebiliyoruz. Outsider’a verdiği güçler için sinirli olduğunu, yine de bir kısımda suçu kendinde bulduğunu ve farklı bir yol aradığını görüyoruz. Billie, yıllar süren takip sonrası eski dostunu yasadışı bir dövüş kulübünde bulur, saçlarına ak düşmüş Daud’dan dünyadaki kötü olayların sorumlusu olarak görülen Outsider’ı öldürme görevini alıyoruz. Oyunun hikâyesi her ne kadar bir yere bağlanıyor olsa da, yolculuk boyunca yaptıklarımız ilk iki oyunun yaptığı heyacanı yaratmıyor.

 

 

Death of the Outsider’da bir önceki oyuna göre ne gibi yenilikler var diye merak ediyoruz. Öncelikle oyunun en önemli özelliklerinden olan yetenek sistemi daha da geliştirilmiş. Diyeceksiniz ki zaten insanüstü yeteneklere sahip olan bir karakteri yönetiyorduk. Yeteneklerin oyun boyunca geliştirme sistemi de oyunun görev sistemi ve açık dünya kurgusuyla bütünleştirilmiş. Billie Lurk bize önceki oyunlara göre daha taktiksel bir oynanış sunuyor. Gerek güçleri, gerek de kullandığı oyuncaklar olsun kendisinin bir profesyönel olduğunu bize tekrar gösteriyor. Billie Lurk’ün güçlerine de bakınca suikastçiliğin getirdiği o dokunuşu, saldırınızı planlamanızı sağlayacak bütün imkanları görüyorsunuz. Savaş alanında istediğiniz an istediğiniz yerde olmanızı sağlayacak Displace, bedeninizden ayrılıp etrafı keşfetmenizi, hatta bu sırada Displace için gidilecek yer seçmenizi sağlayan Foresight, ve kılık değiştirerek fark edilmemenizi sağlayacak Semblance. Bu güçler ile birlikte Billie birçok oyun tarzına uyum sağlayabiliyor. Bu sistem oyunun akıcılığını olumlu etkiliyor. Oyunun görev yapısı ikinci oyunla aynı şekilde işliyor. Kısa bir briefing sonrası esas bölgeye gidiyorsunuz ve yarı-açık dünyada çeşitli ana ve opsiyonel görevleri tamamlamaya çalışıyorsunuz. Bazı zamanlar etraftaki insanları ya da fareleri dinleyerek hedeflerinize ulaşmak için alternatif yollar keşfediyorsunuz.

 

 

Oyunun geneline bakacak olursak Death of the Outsider’da yapay zekanın fena olmadığını belirtmeliyim. Özellikle düşmanların dibine geldiğinizde kendi aralarında kuşkulu şekilde konuşmaları ve sizinle etkileşime girmelerinde gecikmemesi oldukça keyifli bir hal alıyor. Oyuna daha başlamamışken bile aklımda olan en büyük endişe, serinin en sevdiğim özelliklerinden biri olan yarı-lineerliğin bozulmuş olmasıydı. Hikayesinin daha küçük çaplı olması ve Rune kovalamak gibi aktivitelerin kaldırılmasından kapıldığım bu endişenin oldukça yersiz olduğunu mutlulukla söyleyebilirim. Oyunda 5 ana görev bulunuyor. Ana görevlerin yanı sıra oldukça fazla yan görev bulunuyor. Bu yan görevleri asla yabana atmamanızı öneririm. Çünkü başardığınız her yan görev sizlere yetenek geliştirme olarak geri dönebilir. Kaldı ki bu yan görevlerin yer yer ana görevlerden daha keyifli bir hal aldığını da belirtmeliyim. Yan görevler farklı ortamları keşfetmenizi sağlıyor. Bu görevleri gerçekleştirmek için yine elinizde birçok giriş ve ilerleme yolları var. İsterseniz kimseyi öldürmezsiniz, isterseni kimseyi bırakmazsınız. Her ne kadar kaos sistemi kaldırılmış olsa da oynanış çeşitliliğine hiçbir şey olmuyor.

 

 

Bazı oyunlar vardır daha ilk anda sizleri etkisi altına alır. Kendi özgün dünyasının bir parçasıymış hissine kapılırsınız. Kısacası insanı oturduğu koltuktan alır uzak diyarlar götürür. Death of the Outside içinde bulunduğu zaman dilimi, kurgulanan evren ve tasarlanan çevre açısından görsel olarak farklı bir deneyim sunuyor. Bu nedenle grafiksel detayları kendine özgü olarak değerlendirmek gerekiyor. Özellikle yaşatmak istediğimi deneyimi sunuş şekli bakımından yapım gayet etkileyici olmuş. Oyunun grafikleri ve genel olarak görselliği çok başarılı.  Ses ve müzikler açısından ise değinilmesi gereken önemli detaylar söz konusu. Seslendirmelerin tahminlerimden daha başarılı olduğunu da belirtmeliyim. Her ne kadar oyunun ana müziği çok başarılı olsa da bölümler arasında pek etkileyici melodiler kulağıma çalınmadı. İncelemeyi yavaş yavaş toparlamak gerekirse. Fps seviyorsanız, farklı mistik güçlerden destek alarak ilerlemek sizin tarzınızsa, kısaca Dishonored’ın geçmiş oyunlarının herhangi bir özelliği sizi çekiyorsa Death of the Outsider’da güzel bir maceraya atılacaksınız.  Son olarak Death of the Outsider’ı Tüm yönleri ile değerlendirdiğimizde son dönemin başarılı yapımlarından biri olduğu söylemek yanlış olmaz.


Yorum Yazın

Connect with Facebook