Wolfenstein: The Old Blood Oyun İnceleme

Aksiyon Kaldığı Yerden Devam Ediyor…

Wolfenstein serisi hiç tartışmasız oyun dünyasının en önemli serilerinden biri olduğu su geçirmez bir gerçek. Wolfenstein ismini önceleri sadece bizim jenerasyon ve bizden biraz daha büyükler biliyordu. Zamanında 386’larla oyun oynamaya çalışan yetmiş beş ve seksenli yılları arasında doğan oyuncular diyelim 🙂 Birkaç sene sonra ortalığı kasıp kavuracak olan Doom’un dedesi, atası, fikir babası, artık ismine ne derseniz deyin ama illa ki akrabası olan Wolfenstein’dan bahsediyoruz. Bu oyunda Nazilere ait bir hapishaneden tek başına kaçmaya çalışan bir kahramanı canlandırıyorduk ve ilk FPS türündeki oyun yanılmıyorsam buydu. Arkadaş ortamlarında “ooolum oyunu kendinmiş gibi, gözünden oynuyosun, sadece elinde silah görüyosun” gibi açıklamalarla “First Person Shooter” kavramı anlatılmaya çalışılıyordu 🙂 İşte ilk olarak ortaya çıkan Wolfenstein, id Software tarafından hiç durmadan ilerletilerek önce Doom, daha sonra Quake serilerinin ortaya çıkmasını sağladı ve bu oyunlar büyük başarılar kazandı. Yıllar sonra Machine Games’in ellerinde Wolfenstein: The New Order adıyla tekrar can bulan seri, eski tadını tamamen koruyup müthiş bir yenilenme yaşamıştı. Efsane bir seriyi nasıl yeniye uyarlarız sorusunun cevabı niteliğinde olan The New Order, yakaladığı büyük başarı ile diğer oyunların yolunu da açtı. Ne de iyi ettiler… Haliyle böyle bir oyuna gelen hikâye DLC’si de ayrı bir merak konusu oluyor. Yorumlarımı daha fazla uzatmadan Wolfenstein: The Old Blood inceleme yazısını sizlere sunayım hemen.

 
Wolfenstein-The-Old-Blood-inceleme1
 

Wolfenstein: The Old Blood grafiksel olarak The Order’dan farklı bir şey sunmuyor. Öncelikle bunu belirtelim. Oyunun grafiklerine gelecek olursal grafiklerden anlayışınız yakından bakıldığında kaplamaların çirkin görünmesiyse evet grafikler kötü. Ama genel çerçevede gerek ışıklandırma gerekse de özenilen detaylar olsun benim için grafikler leziz ötesi. Hele bir sanat yönetimi var oyunda… Özellikle kapalı mekanlara verilen detaylar, beni benden aldı diyebilirim. Buralarda bir yerde bir resim göreceksiniz, o resme bakılınca anlaşılıyor ki grafiksel bütünlük olarak bence güzel bir iş çıkartıyor oyun. Grafikleri iyi kötü tartışacağız ama göze çarpan ilk unsur The Old Blood’ın inanılmaz akıcı olması. The New Order’da ne varsa The Old Blood’da da aynısı var. Hatta oyunun yer yer daha da delirdiğini, kendi sınırlarını aştığını söyleyebilirim. Hem perk sistemini hem de gizliliği yine ön plana çıkartan bir yapım The Old Blood. Ana oyunda bu iki özelliği de çok güzel yapmışlardı, bir kez daha takdir ettim. Aksiyonu yine kuvvetli ve ana oyunda bana zor anlar yaşatan vuruş hissi bir nebze kendine gelmiş. Yine tek sorun elimde iki tane taramalı varken yerden mermi toplamak zorunda bırakılmam. Daha önce bana bu konuda kızanlar olmuştu ama söylediğim şey hala geçerli. Yeni özelliklerin de oyuna eklendiğini görebiliyoruz. Yalnız bu özelliklerin sayısının 3 tane olduğunun da altını çizelim. Ayrıca kişisel olarak yeni gelen özellikler yerine ağaçtan alışık olduğum özellikleri seçmek daha kolayıma geldi.

 
Wolfenstein-The-Old-Blood-inceleme2
 

Çoğu oyuncunun da öyle yaptığını düşünmekteyim. Tüm bunlarla birlikte oyuna eklenen borular da önemli bir yer teşkil ediyor. Özellikle gizlenerek gitmek zorunda kaldığınız yerlerde ya da farklı bir çizgide oynamak istediğinizde boruların oldukça yardımı dokunuyor. Keşke ilk oyunda da olsaymış dediğimiz yegâne eklentilerden bir tanesi kendisi. Bir özünde bir aksiyon oyunu oynuyoruz ve elimizde iki taramalı var. Bu yolla oynadığınızda bir süre sonra tırım tırım yerlerdeki mermileri aramaya başlıyorsunuz. İlla o tuşa basmam gerekmemeli. Belki kulağa önemsiz geliyor ama o saf, coşkulu aksiyonu öyle bir heba ediyor ki bu ryo kırmalığı, anlatılacak gibi değil.

 
Wolfenstein-The-Old-Blood-inceleme3
 

Bir shooter oyununda ne arar insan? Güzel silahlar, tek düze olmayan bir harita ve tabii ki sizi zorlayacak bir yapay zeka. Ben sondan almak istiyorum, yapay zeka dediğimiz şey ne yazık ki pek yok. Genelde Nazi askerleri siper alıp öyle ateş ederken, bazen koşarak üzerinize geliyorlar, tam dibinizde ateş etmeye hazırlanırken kafalarına mermiyi yiyorlar. Bu baya anlamsız bir durum, çünkü dibinize geldiklerinde zaman zaman tüfeği suratınıza bile indiremiyorlar. Peki, The Old Blood yeni bir oyun mu? Başta da söylediğim gibi hayır. Kendisi artık pek popüler olmayan Stand Alone (Tek başına çalışan) bir ek paket. Yeni oyunu oynamak için Wolfenstein: The New Order’a ihtiyacınız yok. Sanırım güzel şeylerin başına gelen hazin son incelemenin de başına geliyor ve son sözlere geçiyorum. Bu sefer çok uzun tutmak istemiyorum. Zaten söyleneceklerden ziyade yaşanacaklarla ifade edilebilecek bir yapım Wolfenstein: The Old Blood, bu deneyimi bütün oyun severlerin tatması gerektiğini düşünüyorum.

Playstore’a Katkılarından Dolayı Teşekkür Ederiz.

Oyunu Satın Almak İçin Tıklayın


Yorum Yazın

Connect with Facebook