Days Gone İnceleme

Dramatik Bir Zombi Hikayesi…

Days Gone ilk duyurulduğunda yıl 2016 idi ve oyunun iki sene içinde çıkması planlanıyordu fakat yapımcılar daha fazla uğraşınca oyunun çıkışı 26 Nisan 2019’a kadar sarktı. Ve yakın zamana kadar yayınlanan tüm tanıtım videolarında oldukça ilgi çekici bir zombi oyununun bizi beklediği aşikardı. Days Gone keyifli bir sinematik girişten sonra konuya bağlanıyor. Dünya üzerindeki bir salgın sonucu insanların ‘Freak’lere dönüşmesi ile dünya yaşanılması zor bir hal alıyor. Ana karakterimiz Deacon’da oyunun hemen başında yaralı kardeşi Boozer için bir fedakarlık yaparak, yaralı sevgilisi Sarah’ı National Emergency Response Organization isimli devlet birliğinin tahliye uçağına bindiriyor. Araç yalnızca iki kişiyi alabileceği için kendisi de kardeşi ile hayatta kalarak Sarah’ı bulacağına söz veriyor. Sarah bu uçakla hastaneye yol alırken, Deacon ve Boozer ucubelerle dolu şehirde geride kalıyor. Günler geçerken, amacımız hayatta kalmak. Düz ve temiz bir şekilde ilk hedefimiz bu diyebilirim. Tabi hikaye sizleri hayatta kalmaya çalışırken bambaşka olayların içerisine sürüklemiyor değil. Çünkü dünya üzerindeki insanlar gruplara bölünmüş ve kamplar oluşturmuş durumdalar. Deacon ve Boozer hiçbir kampa bağlı olmadan kendi küçük kamplarını oluşturmuş ‘Başıboşlar’ olarak anılıyor ancak hayatta kalmak için diğer büyük kamplardan sürekli olarak destek almamız gerekiyor. Tek yapmamız gereken onlar için işe çıkmak ya da erzak-ganimet gibi şeyler getirerek güvenlerini ve kredilerini kazanmak. Bu güven ve krediler bizlere ekipmanlarımızı ve motorumuzu geliştirirken yardımcı oluyor.


Oyun tanıtım videolarında vaat ettiği muhteşem zombi sahnelerini, etkileyici aksiyon olgusunu kısmende olsa karşılıyor denilebilir. Klasik zombi oyunlarında vurgulanan korku temasından ise uzak kalıyor. Kimi karanlık sahnelerde ufakta olsa gerilim hissi yaşatsa da özellikle aydınlık ortamlarda Far Cry ortamında zombilerle savaşmak biraz garip duruyor. Zaten oyununda korkutma iddası olduğu söylenilemez. Oyunun canlı grafiklerle tasarlanmış ada tasarımı ve “açık dünya” oynanış sistemi ile şimdiye kadar oynadığınız zombi oyunlarından oldukça farklı. Gezerken neredeyse her köşe başında bir zombi ile karşılaşmanız mümkün. Days Gone’ın oynanışına en büyük etkiyi Deacon’ın motoru yapıyor diyebilirim. Bu beklenen bir noktaydı. Çünkü oyunun geliştirilme süresi boyunca oyunla ilgili en önde tutulan mesele motorsikletimizdi. Days Gone içerisindeki motosiklet kullanımına genel olarak baktığımız zaman öyle çığır açan bir şey göremiyorum. Evet, güzel düşünülmüş bir sistem ama yeteri kadar başarılı değil. En azından sistem başarısız da değil ve tam olarak ortalarda dolaşıyor. Geçmişte, bu oyun için devam ürünleri de düşünüldüğü söyleniyordu. Umarım geliştirici ekip, devam oyunları için bu motosiklet sistemini kat ve kat geliştirebilir; sistemin gerçekten ihtiyacı var.Oyunun geliştiricisi Bend Studios’un bu konuda çok büyük bir alkışı hak ettiğini söyleyebilirim. Motor ile seyahat edilebilecek bir harita oluşturmayı çok iyi bir şekilde başarmışlar. Hem haritanın boyutu hem de çevre yapılanması tamamen buraya odaklı gelişmiş. Ancak her şey motorunuz var diye mükemmel ilerlemiyor.

Oyunun başlarında motor ile gittiğim neredeyse hiçbir görevden motor ile geri dönemedim. Sürekli olarak yolda kaldım ve bu bana çok güzel deneyimler yaşattı diyebilirim. Motorumuzda bulunan onarım ve yakıt düzeyleri düştükçe kullanılmaz hale geliyor. Bu yüzden sürekli olarak yakıt doldurmayı ve motorumuzu onarmayı unutmamalıyız. Her iki durumu da kamplarda para ile yapabiliyoruz ancak para öyle kolay kazanılmıyor. Oyundaki silah çeşitliliği ve upgrade mekanizması hakkında ise bayağı söyleyeceklerim var. Oyun silah çeşitliliği ve etkinliği konusunda bence çok çok başarılı olmuş. Oyunda kullandığınız silahları zombilere doğru fırlatmak ya da ufak bir ikaz ateşi açarak tüm zombilerin dikkatini çekip daha sonra üzerlerine molotof kokteyli fırlatmak gibi çok farklı saldırı teknikleri geliştirmek elinizde. Silahlarımızı her ne kadar geliştirirsek geliştirelim sınırlı sayıda mühimmatı yanımızda taşıyabiliyoruz. Oyunun ilerleyen aşamasında motorumuza yedek bir mühimmat deposu ekleyebilsek de motorumuza ulaşamadığımız durumlarda bu bizim için sıkıntı olabiliyor. Bu yüzden sıkça yakın dövüş silahlarına başvurmak durumunda kalıyoruz. Bu yüzden etrafımızdaki sopalar ya da alet edevat çok daha büyük değer kazanıyor. Aldığımız bir sopa düşmana vurdukça zamanla kırılıyor. Bundan dolayı onu motorumuzu onarmak için kullandığımız parçalarla onarmamız gerekiyor ya da yeni bir tane bulmalıyız. Bulduğumuz sopaları yine topladığımız çiviler ile birleştirerek güçlendirebilir ya da zamanla tarifini öğrendiğimiz yeni yakın dövüş silahlarından tasarlayabiliriz.

Oyun bu detay dokularda grafiksel olarak çok başarılı. Gerçi oyun kahramanların yüz yapıları grafiksel olarak tahminlerimin üzerinde diyebilirim hatta haddimi asarak “Uncharted 4’ten bile basarili” dedim bile. Özellikle çarpışma sahnelerinde yapay zekadaki çok büyük değişimle birleşerek soluksuz bir çatışma ortamı yaratan Days Gone grafikleri benden tam notu aldı. Yalnız yapay zekada yapılan iyileştirmenin dozu az biraz kaçmış gibi. Devasa düşmanlarınızın akli hamleler yaparak dibinize kadar sokulması oyunda korku öğesine de yer verildi hissi uyandırıyor.Days Gone dramatik oyun hikayesi, açık oyun dünyası, oynanışı ve bol aksiyon sahneleriyle ortalamanın üstünde bir oyun olduğunu daha ilk bakışta hissettiriyor. Ancak, alışılagelmişin dışındaki çizgisi ile muhafazakar oyuncularının biraz çekinerek yaklaşacakları bir oyun olduğunu da belirtmek gerekir. Bu nedenle genel olarak ortalamanın üzerinde bir oyun olan Days Gone bizden geçer not almayı başarıyor…


Comments are closed.