Detroit Become Human İnceleme

Yapay Zeka Yükseliyor…

Oyun dünyası birbirinin aynısı yapımlarla adeta her yıl kendini tekrar eden bir döngü içerisinde savrulurken an gelir bir babayiğit çıkar ve farklı tondan şarkılar söylemeye başlar. Daha önce kimsenin düşünmediğine cesaret eder, daha önce kimsenin gitmediği yoldan ilerler ve sonunda artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. İşte Quantic Dream böylesine bir serüvene girişen ender babayiğitlerden biridir benim gözümde. Heavy Rain ile büyük sükse yapmış olsa da biz onları asıl Fahrenheit ile tanımış ve nasıl bir yola girdiklerini anlamıştık. Fahrenheit’ın efsane oyunlar arasına girmesi ne kadar sessiz ve derinden olduysa Heavy Rain’ın oyun dünyasının geleceğini şekillendirmesi de o denli şiddetli olmuştu. Bunda stüdyonun Sony tarafından sahiplenilmesinin büyük etkisi olsa da asıl neden çizgilerini ve yenilikçi ruhlarını korumaları olmuştu. Söz konusu böyle bir yapım ekibi olunca Detroit Become Human’ın devrimsel niteliklere sahip olabileceğini kestirmek medyumluk olmasa gerek.

 

 

Farkındaysanız uzun bir girişi oyunun geliştiricilerine ayırdım çünkü bunu sonuna kadar hak ediyorlar. Bu noktada ayrı bir parantezi elbette ki David Cage için açmak gerekir. Kendisi bir oyun için tüm benliğini adayan ender yönetmenlerden biri. Detroit Become Human’ı bu denli özgün yapan da hiç şüphesiz Cage’ın dâhiyane kurgusudur. Evet, Quantic Dream Heavy Rain ve daha öncesinde Fahrenheit ile bizlere gittikleri yolun çok farklı bir yol olduğunu söylediler. Bizler de bu kendini tekrar eden sistemsel bir hale dönüşen oyun sektöründe getirdikleri farklılıkları başımızın tacı yaptık ve kendilerini cesaretlendirdik. Sonunda gelinen noktada 2000 sayfanın üzerinde bir senaryosu ile gelmiş geçmiş en teknik ve kapsamlı tasarım modellemesi ile daha önce hiç denenmemiş bir hikâye anlatımı ile birçok oyun severe göre başyapıt olabilecek bir yapımla karşı karşıyayız. Detroit Become Human…

 

 

Detroit: Become Human’da olaylar üç android üzerinden aktarılıyor. Oyunda tanıştığımız ilk karakter olan Connor dedektiflere kriminal vakalarda teknolojik yardım sunmak üzere geliştirilmiş bir android. İlk bölümde Connor ile birlikte ilk kez insanlara başkaldıran bir hizmetçi androidin işlediği suça tanık oluyoruz. Bu olay androidlerin yavaş yavaş bilinç kazanarak kendi seçimlerini yapmaya başladıkları, emirlere itaat etmedikleri ilk vaka aynı zamanda. Araştırma ve aksiyonun en yoğun olduğu bölümler geneli ile Connor’a ait. Ev işlerine odaklı üretilmiş bir android olan Kara’nın öyküsünde ise bakmakla yükümlü olduğu küçük kızı, psikolojik sorunları olan babasından kaçırması ve bu sırada ikilinin başına gelen olaylara yön veriyoruz. Küçük kıza adeta bir anne gibi şefkatle yaklaşan Kara ile oynadığımız kısımalar genellikle oyunun en duygusal bölümlerini oluşturuyor. Öykünün benim açımdan en ilgi çekici karkateri Markus ise bir hizmetkardan tarihe geçecek bir devrimin liderliğine uzanan, büyük bir uyanış ve başkaldırının kilit karakteri. Oyunumuz bu üç karakter etrafında bir döngü ile ilerliyor. Zaman zaman yolları da kesişen bu karakterlerin kaderi tamamen sizin ellerinizde. Oyun felsefesi diye bir alt tür oluşturma çabasında değilim ancak Quantic Dream gittiği yoldan bizleri ister istemez bu sorguya çekiyor. Detroit Become Human’da önce hikâyenin anlatım şekli ile ilk etkiyi yaşıyoruz.

 

 

Detroit: Become Human, oynanış bakımından Quantic Dream’in daha önce yaptığı oyunlar ile neredeyse tamamen aynı. Sol analog çubuk ile karakterimizi hareket ettirirken sağ analog ile de kameraya yön verebiliyoruz. Alternatif olarak R1 tuşu ile de bulunduğunuz sahneye göre belirlenmiş sinematik açılar arasında geçiş yapabilmekteyiz. R2 tuşuna basılı tutarak çevrede etkileşime girebileceğimiz nesne ya da diğer karakterleri gözlemleyebiliyoruz. Etkileşime girilebilecek unsurlara yaklaştığımızda ekranda beliren ve eyleme göre değişen tuşlara basıyoruz, örneğin yerdeki bir şeyi incelemek için sağ analog çubukla aşağı basmak, bir dergiyi okumak için dokunmatik ekrana parmaığımızı gezdirmek ya da bir pencere açmak için elimizdeki kontrolcünüzü yukarı doğru kaldırmak gibi… Seçim yapmamız gereken durumlarda ise klasik kare, yuvarlak, üçgen ve X tuşlarını kullanıyoruz. Heavy Rain ya da Beyon Two Souls oynayanların tahmin edebileceği üzere kelime bu tuşlara atanmış kelime öbekleri arasından seçim yaparak diyaloglara yön veriyoruz.

 

 

Oynanış olarak Detroit: Become Human eski oyunlardaki sorunları da beraberinde getiriyor. Kamera ve eyleme sağ analoğun atanması nedeniyle bazen eylem yapmaya çalışırken kamerayı oynatıyorsunuz. Bu durum karakteri etkileşime geçeceği bölgede birazcık dahi oynattığınızda gerçekleşebiliyor. Diyalog seçimlerinde bazen tek kelimelik görsel yapacağınız seçimin nasıl bir diyaloğa dönüşeceğini anlamanız için yetersiz kalabiliyor. Bu nedenle bazen aslında vermeyi planlamadığınız cevaplarla hikayeyi istenmeyen yönler verebiliyorsunuz. Çok sık karşınıza çıkacak sorunlar olmasa da nadiren canınız sıkılabilir bu konularda. Aksiyonlu sahnelerde ise kontrolcünüzdeki tuşlara aşinaysanız hızlı davranmanız gereken yerlerde çok sıkıntı çekmeyeceksiniz. Ancak tecrübesiz oyuncular için de oyun 2 farklı (biri daha amatör oyunculara hitap eden) kontrol opsiyonu sunmakta.

 

 

Detroit: Become Human için söylenecek o kadar çok söz var ki ancak zaten yeterince söyledim kanımca. Son tahlilde Quantic Dream’in yine bizi bizden alan bir şahesere imza attığını belirtmek istiyorum. Eleştirilen bazı yönlerinin haklılık payı olduğunu belirtmekle birlikte bu durumun oldukça öznel değerlendirmelerden yansıdığını da belirtmek istiyorum. Oyunun Türkçe alt yazı desteği bulunmasının karmaşık hikâyesini anlamada bizlere oldukça olumlu etkisi olsa da kendinizi iyice oyunun içinde hissetmediğiniz takdirde birçok şeyi kaçıracağınızı da belirtmeliyim. Sonuç olarak eşsiz ustaların hünerli ellerinden mükemmel bir lezzeti bir kez daha tatmak tarifi mümkün olmayan bir haz. Bize düşen bu hazzı sonuna kadar yaşamak…


Yorum Yazın

Connect with Facebook