Uncharted: The Lost Legacy İnceleme

Aksiyon Nathan Olmadan Devam Ediyor…

Bazı oyunlar vardır ki oyun severlerin hayata bakışını değiştirip oyun dünyasının seyrine yön verir. Bu tanıma son 10 yılda en çok uyan yapımların başında hiç şüphesiz bir exclusive olmasına rağmen Uncharted gelir. Sadece tek bir platforma özgü olmasına rağmen tüm oyun dünyasının büyük bir ilgisi ve beğenisini kazanan hatta namı dijital oyun dünyasının sınırlarını aşıp farklı sanat dallarına bile sıçrayan destansı bir seriden bahsediyoruz. Öncelikle Uncharted efsanesi nedir, neden bu kadar sükse yaptı, nasıl bir dünyaya ve kurguya sahiptir kısaca bunlar hakkında bilgi vermek gerekirse, öncelikle modern çağın Indiana Jones’u olarak da adlandırılan Nathan karakterinden başlamak gerekir. Nathan oldukça karizmatik bir o kadar maceracı, tarihe meraklı bir gizem avcısı olarak tanımlanabilir. Tomb Raider kadar bulmaca, mistik gizem ve macera tutkunu, gözünü çapaktan esirgemeyecek kadar cesur ve bir o kadar da espritüel bir karakter olmasının yanı sıra duygusal kişiliği ile de oyun dünyasının gelmiş geçmiş en karizmatik erkek karakterlerinden birisi denilebilir. Maalesef yapımcılar Unchated 4: Bir Hırsınız Sonu ile Nathan’ın hikayesine son noktayı koydular.

 

 

Uncharted serisini bu kadar efsanevi hale getiren ise elbette ki Naughty Dog firmasının büyük emeği denilebilir. Şimdiye kadar piyasaya sunulmuş dört ana oyunun yanı sıra iki Ps Vita oyununu da hesaba katarsak altı Uncharted yapımında da kendini fazlası ile geliştiren firma çıtayı her seferinde biraz daha yukarı taşıdı. Uncharted oyun dünyasında defalarca işlenmiş, muhteşem eserler ortaya konulmuş bir türdü. Ancak Naughty Dog çalışanları bir kez de bizim sazımızdan bu şarkıyı dinleyin demek istemiş olacaklar ki karşımıza Uncharted sanat eserini çıkardılar. Ne de iyi ettiler… Haliyle böyle bir oyuna gelen hikâye DLC’si de ayrı bir merak konusu oluyor. Bir sanat eserini sizce nasıl anlatılır? denildiğinde akıllara ilk gelen görüntülerden biri de sanırım ünlü bir ressamın tablosunun önünce fularlı takım elbisesiyle duran orta yaşlı bir eleştirmenin vakur tavırları ve ağdalı cümleleri ile anlatımı olur. Açıkçası bu eda ile incelemeye başlasam mı diye düşünmedim değil. Bunun nedeni bu karakterde biri olduğumdan değil anlatacağım “şeyin” bu minvalde bir sanat eseri olmasından kaynaklanıyordu. Sonra durdum düşündüm ve bir sanat eserini en iyi içtenliğin yani hissettirdiği duyguların anlatabileceğine kanaat getirdim ve kelimelerimi buna göre seçtim. Bu yüzden yer yer tarafsızlıktan ödün vermiş olabilirim beni mazur görün…

 

 

Adettendir öncelikle hikayeden başlanır incelemelere ama ben bu sefer sıradanlığın dışına çıkacağım. Sonuçta bir çok kez hikayeyi dinledik. Hikayeyi kısaca özetlersek Uncharted 4 hatırlayacağımız Nadine Ross ve serinin ikinci oyunundan tanıdığımız Chloe Frazer ile tanışıyor ve maceramız da böylelikle başlamış oluyor. Chloe, tıpkı Nathan Drake gibi bir hazine avcısı. Chloe’nin arkeolog olan babasından izinden giderek Nadine ile beraber yep yeni maceralara yelken açıyor. Yani sandığınız gibi sürprizler, inanılmaz bir derinlik yok. Elbette oyunun içerisinde ve sonlarında hayret uyandıran durumlar var. Bunlardan bahsedecek değilim. Zaten incelemeyi okuyanın da umurunda değildir. Peki, hikayemiz sıradan Uncharted hikayesi ise bizi etkileyecek olan şey nedir? Kurgu ve sunum. İşte tam olarak da bunu hissetmek istiyorsunuz. Bir oyun düşünün en başından sonuna kadar oynayan kişiyi karakterle bu kadar bütünleştirebilsin. Bunu daha önce bu kadar iyi başarabilen bir oyun görmedim.

 

 

Peki bu macera nasıl sunuluyor diye sorarsanız bu noktada aksiyon, dram, heyecan, korku ve hayata dair diğer tüm duygularla birlikte yoğrularak sunuluyor diyebilirim. Tıpkı hayatın bizzat kendisi gibi. Düşünün oyunun ilk başlarında sizlere oyunun genel dinamikleri ve karakterlerin özellikleri tanıtılmak isteniliyor. Bunu yapımcı firma öyle bir kurguyla sunuyor ki siz sadece onların geçmişinden kesitler izliyoruz sanıyorsunuz ancak bir yandan da karakterlerin duygusal bağlanmalarını, hayata bakış açılarını ve içsel durumlarını hissetmeye başlıyorsunuz. Oyunun başlarında yer alan uzun ve ağır giden anlatım sizi oyuna hazırlamak için tasarlanmış diye düşünüyorsunuz ancak yapılanın bir tılsım gibi oyunun içinde hissetme büyüsü olduğunu sonradan kavrıyorsunuz. Özellikle sanal gerçeklik teknolojisinin son günlerde yaygınlaşmasına adeta nazire yapar gibi Naughty Dog “ben bunu gözlüksüz de yaparım” diyor ve bunu gerçekten de başarıyor.

 

 

The Lost Legacy’de gizlilil ön plana çıkarılmış vaziyette. Serinin diğer oyunlarına nazaran oldukça büyültülmüş haritalar söz konusu. Dolayısıyla ilerlemeniz için düşmanları öldürmek ilk hedefiniz olmayabileceği gibi illa öldürmek isterseniz de bunu ortalığı curcunaya çevirmeden de yapabilmek güzel bir alternatif olabilir. Gerçekten de oyundaki harita genişlemesi ve hareket serbestisinin bu denli artmış olması çok farklı bir oynanış kurgusu yaratıyor. Düşmanlarınıza görünmeden ilerlemek mümkün, bu noktada fark edilme barı şeklinde tasarlanan bir bar da getirilmiş. Bir Hitman kadar olmasa da ciddi manada süikast timine dönüşebilirsiniz. Ayrıca uzun mesafe bakışı ile nişan alarak uzaklardaki düşmanları işaretleyebiliyor ve böylelikle haritada nerede gezindiklerini farkedebiliyorsunuz. Açıkçası nasıl ilerleyeceğinize siz karar veriyorsunuz.  oyunun mekaniklerine. Bildiğiniz gibi Uncharted serisi her zaman hikaye anlatımında öncü olmuştur. The Lost Legacy’de bu geleneği bozmuyor. Oyunu oynadığınız sırada yapılan geçişler ve araya giren sinematikler o kadar güzel bir şekilde entegre edilmiş.

 

 

The Lost Legacy aşağı yukarı altı yedi saatlik bir oynanış deneyimi sunuyor bizlere ve sürenin nasıl geçtiğini gerçekten anlamıyorsunuz. Ancak bence bu The Lost Legacy’ı almanıza engel bir durum değil diye düşünüyorum yaşattığı oyun deneyimi ile parasının hakkını sonuna kardar verdiği söyleyebilirim. Sanırım güzel şeylerin başına gelen hazin son incelemenin de başına geliyor ve son sözlere geçiyorum. Bu sefer çok uzun tutmak istemiyorum. Zaten söyleneceklerden ziyade yaşanacaklarla ifade edilebilecek bir yapım Uncharted: The Lost Legacy, bana göre her PS4 kullanıcısının raflarını veya sabit diskini süslemesi gerekir. Böylesine eşsiz bir serinin hikaye Dlc’sini, Türkçeleştirilmiş bir şekilde gayette makul bir fiyata sahip olmak büyük şans.


Yorum Yazın

Connect with Facebook