Outlast 2 İnceleme

Mevzu Bahis Korkmaksa, Gerisi Teferruattır…

Dijital oyun dünyasında korku oyunları ile ciddi anlamda ilk etkileşimim herhalde 20 yıl kadar önceye dayanıyor. O zamanlar daha çok platform türü oyunlar ilgimizi çekiyordu ancak bir yandan da daha farklı türde oyunlarla temas halindeydi. İlk korku oyunu deneyimimden sonra kendime şunu sormuştum “İnsanlar eğlence için oyun oynuyorsa eğer neden korktukları bir şeyden zevk alırlar ki” O yaşlardaki bir çocuk için gayet derin ve kavraması zor olan bu sorunun cevabını yıllar içinde sinema sektörü için de düşünmeye başlamıştım. Gerçekten de günümüzde bile birçok sosyolog ve psikolog tarafından araştırma konusu olan bu paradoksun tek genel geçer cevabı sanırım bir hormonda gizli. Adrenalin…

Korku ve gerilim birbirinin ikiz kardeşi olan duygular. Ancak aralarında ufak farklılıklar mevcut. Korku daha çok beklenmedik bir anda gelişen ve umulmadık sonuçlar doğuran bir durum karşısında vücudumuzun verdiği tepki olarak tanımlanabilir. Gerilim durumunda ise olması muhtemel ve bilinmeyen ancak beklenen bir durum karşısında yavaş yavaş tüm bedenimizin uyarılması durumudur. Aslına bakarsanız her korku durumu bir gerilimle sonuçlanabilirken her gerilim halinin sonunda korkmayabiliriz. Peki insanlar en çok hangi duygudan etkilenir ve en çok hangisinden haz alır. Bu sorunun cevabı aslında Hollywood filmlerinde gizli. Son dönem korku ve gerilim türlerinin bütçeleri ve hasılatları araştırıldığında gerilim türünün korku türünden daha fazla rağbet gördüğü söylenebilir. Aslına bakılırsa son dönemde saf korku filmi denilen türden yavaş yavaş uzaklaşılmış vaziyette. Bu nedenle türün adı korku-gerilim olarak adlandırılmakta. Ancak özellikle ülkemizde Arapça lügat karıştırılarak garip garip adlar verilen fazlaca saf korku filmi girişimi söz konusu. Bunların başarısı ise yoruma açık.

 

 

Bir oyun incelemesi için uzun sayılacak bir genel çerçeve çizdiğimin farkındayım ancak Outlast 2 türü ve yaşattığı duygular bakımından diğer yapımlar ve ilk Outlast oyunu çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir başyapıt. Bu nedenle öncelikle korku ve gerilim kavramlarını biraz açmak istedim. Yukarıda da değindiğim gibi korku ve gerilim türündeki oyunların insanda yaşattığı duygu karmaşasının en önemli etkeni adrenalin hormonu. Bu hormonun ne dozda ve ne şiddette kullanılacağına karar verilmesi ve doğru bir dozun ayarlanması oyunların başarısını fazlası ile etkiliyor. Hatırlayacağınız gibi ilk Outlast oyunu dar ve kapalı alan teması üzerine kuruluydu. Oldukça temkinli ve yavaş hareket etmemizi isteyen oynanış sistematiği her an oyuncuyu germeyi başarıyordu. Bu gergin ortam oyuncunun tüm duyu organlarını aktive ediyor ve anlık korku anlarında – ki siz onları çok iyi hatırlıyorsunuz- adeta adrenalin patlaması yaşıyorduk. Bu sistem daha önce birkaç oyunda daha denenmiş ve başarılı olmuştu. Ancak şahsi kanaatim Outlast 1 bu olayı en iyi harmanlayan oyundu.

İlk oyunun bu muhteşem gerilim-korku dengesi bizi büyük bir beklentiye de sokmuştu. Yapımcıların ikinci oyunda bu noktayı aynı şekilde devam mı ettireceği yoksa farklı bir formül mü hazırladıkları merak konusuydu. Bu merakımız nihayetinde son buldu ve belki de bir çoğunuz ben bu incelemeyi yazarken çoktan popüler video kanallarından tüm oyunu film gibi izleyip bitirdiniz. Olsun yine de ben incelemeyi acele getirmemekte kararlıydım ve kendime verdiğim sözü tuttum. Bunu yapmamdaki en önemli neden oyunun hikayesine olan saygımdandı. Gerçekten de yapımcı notlarını okuduğumda oyunun hikayesinin oynanışa yenik gideceğini tahmin etmiştim. Her şeyin hızla tüketildiği bir ortamda bu farklı hikayenin ne kadar nüfuz edileceğini merak ediyordum. Tahminlerimde yanılmadığımı erken çıkan bazı incelemelerde farkettim. Bazı inceleme sitelerinde hikaye şöyle bir geçiştirilmiş ve değerlendirme sadece oynanış ve diğer yönlerle ele alınmıştı. Bu açıkçası yapımcıyı ne kadar üzmüştür tahmin edebiliyorum. Bir de oyunun ana kurgusunun araştırmacı bir gazetecinin başından geçen gizem olduğu dikkate alınırsa…

 

 

Sanmayın ben burada oyunun hikayesini uzun uzadıya anlatarak tüm büyüyü bozacağım. Kaldı ki gameplayler sağolsun spoiler tuşuna gerek kalmıyor artık. Bildiğiniz üzere hikayenin ana noktası bir gazetecinin gizemli bir bölgede yer alan çarpık düşüncelerdeki bir tarikatın neler çevirdiğini araştırmak üzere kurulu. Buraya kadar her şey bahsedildiği gibi. Ancak asıl detaylar oyun boyunca elde edeceğiniz notlarda ve yaşanmışlıklarda gizli. Gerçekten de insanı psikolojik olarak derinden etkileyecek bir hikaye ve anlatım söz konusu. Aslında bu mide bulandırıcı, baş döndürücü, hayattan soğutucu detayların günümüz sapkın inanışlarla benzerlikler gösterdiğini farketmeye başladığınızda oyun sizi derin düşüncelere sevk ediyor. Evet gerçekten de oynanış bakımından fazlasıyla rahatsız edici görüntülere şahitlik ediyorsunuz. Ancak tüm bunları bir de notlarla harmanladığınızda bu sapkın ve psişik çarpıklığı çok daha derin kavrıyorsunuz. Bu noktada oyunun her oyuncu tarafından kabul edilemeyebileceğini belirtmeliyim. Bazı anlarda ciddi rahatsızlıklar yaşadım. Özellikle görsel açıdan belli bir atmosferde ve kulaklıkla oynamaya kalktığınızda dünyanız kararabiliyor.

Outlast 2 bu ana hikaye ve kurgu ile sizi en baştan etkilemeyi başarıyor. Bu etki her ne kadar rahatsız edici olsa bile yapmak istediğini başarma bakımından mükemmel bir iş çıkarmış. Bir sonraki nokta ise oynanış değişikliği ve mekan farklılığı ile göze çarpıyor. İlk oyunda olan o kapalı mekan ve sakin dikkatli ilerleyiş yerini açık ancak açık olduğu kadar kaotik bir mekana ve yeri geldiğinde tabana kuvvet koşmaya varan ilerleyişe bırakıyor. Oyunun zorluk dereceleri arttıkça -ki ben her derecede de bitirdim- oynanış şekli değişse de genel sistem bu dengede ilerliyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde yapımcıların bu radikal değişikliği oldukça etkileyici bir netice sunmuş. Bana oynanış Silent Hill ve RE karışımını andırdı.

 

 

Sis, karanlık ve ürpertici bir mekanda ilerlediğinizi düşünün ve etrafınızdan tüyleri diken diken eden sesler geliyor. Bu yetmezmiş gibi her yerde kan, ceset ve çıldırmış yaratıklar var. İşte Outlast 2 ‘nin “açık dünyası” tam da bu. Genel olarak böyle bir ortamda bulunmak bile insanı delirtmeye başlı başına yetecekken bir de “meslek aşkı ile yanıp tutuşan” gazeteci kahramanımızın merak duygusu sonucu hikayeye başlıyorsunuz. Elinizde ise tüm oyun boyunca kameranız ve bataryalarınız var. Kameranız ile önemli detayların fotoğrafını çekiyor ve gece görüş özelliği ile yolunuzu ve yer yer belanızı buluyorsunuz. Tüm bu imkansızlık ve bilinmeze yolculuk başlı başına gerilim nedeni. Oyun sizi fazlası ile geriyor. Buna bir de anlık korku sekansları -ki ilk oyun kadar fazla değil- ve ucube görünümlü “yaratıklar” eklenince aman sabahlar olsun diyorsunuz. Ama emin olun o sabahlar hiç olmuyor.

Outlast 2 tam olarak tüm oyun boyunca sizi gerilim-korku-merak-hayatta kalmak denklemi ile çepeçevre sarıyor. Oyunda yer alan bazı noktalarda saklanarak kendinize gelebiliyor bi soluklanabiliyorsunuz. Etrafta bulduğunuz bataryalar ile kameranızı her an aktif tutabiliyorsunuz -hayati önemde belirteyim- yine bulduğunuz bandajlarla yaralarınıza merhem olmaya çalışıyorsunuz. Ama tüm bu detaylar sizi sanmayın ki sakinleştirmeye yetiyor. Dedim ya öylesine çarpık ve bozulmuş bir ortamdasınız bile en güvendiğiniz an sizin en büyük korkularınızın sahnesi olabiliyor. Çünkü oyunda ölümü her an ensenizde ve çoğu kez de göğsünüzde hissediyorsunuz.

 

 

Bu kadar oynanış ve hikayeden bahsetmek yeterli mi bilemiyorum. Çünkü daha söylenecek çok şey var. Ancak artık teknik detaylara geçmek lazım. Outlast 2 görsel olarak yaşatmak istediği ortamı mükemmele yakın yansıtıyor. Zaten doğası gereği alevler ve kıvılcımlar haricinde fazla bir ışık kaynağına gerek duymaması nedeniyle oyunun grafik motoru ağırlıklı olarak gölgelendirmelere ve atmosfere odaklanıyor. Bu noktada Outlast 2 sınıfı iyi bir notla geçiyor. Benim gördüğüm birkaç kusur haricinde görsel yön gayet iyi. İşitsel bakımdan ise sanırım türünün en iyi yapımlarından birisi Outlast 2. Zaten böyle bir tür için belki de oynanış ve hikayeden sonra en önemli detay bu nokta. Oyunun sizi içine çekmesi açısından görevini mükemmel yapıyor.

Son genel değerlendirmeye geçecek olursak Outlast 2 ilk oyunda yaptığı iyi yönleri almış ve bu bilgi birikimi ile kendini tekrarlamak yerine cesur bir hamle ile farklı bir tad sunmaya çalışmış. Yapımcıların bu cesur hamlesi bile başlı başına takdire değer. Bunun yanı sıra yeni denedikleri oynanış ve kurgu açıkçası türün en iyi yapımlarından birinin ortaya çıkmasını sağlamış. Açıkçası böylesi bir yapıma susamış olan benim gibi korku-gerilim hayranları açısından Outlast 2 tam anlamıyla hedefi 12 den vurmuş…

 


Kinguin.net Katkılarından Dolayı Teşekkür Ederiz.

kinguin_badge_WHITE

 


Yorum Yazın

Connect with Facebook