Horizon: Zero Dawn İnceleme

Başka Bir Dünyaya Gidiyoruz…

Bir sanat eserini sizce nasıl anlatılır? denildiğinde akıllara ilk gelen görüntülerden biri de sanırım ünlü bir ressamın tablosunun önünce fularlı takım elbisesiyle duran orta yaşlı bir eleştirmenin vakur tavırları ve ağdalı cümleleri ile anlatımı olur. Açıkçası bu eda ile incelemeye başlasam mı diye düşünmedim değil. Bunun nedeni bu karakterde biri olduğumdan değil anlatacağım “şeyin” bu minvalde bir sanat eseri olmasından kaynaklanıyordu. Sonra durdum düşündüm ve bir sanat eserini en iyi içtenliğin yani hissettirdiği duyguların anlatabileceğine kanaat getirdim ve kelimelerimi buna göre seçtim. Bu yüzden yer yer tarafsızlıktan ödün vermiş olabilirim beni mazur görün… 2004 yılında kurularak geliştirmeye başladığı Killzone serisi ile birlikte büyük beğeni toplayan ve serinin son oyunu olarak Playstation 4’ün tanıtımı ile birlikte yeni nesil konsola özel olarak sunulan Shadow Fall sayesinde de geniş kitlelere ulaşmayı başaran Guerilla Games, ilk kez E3 2015’te gösterdiği ve uzun zamandan beri beklenen oyunu Horizon Zero Dawn sonunda oyun severlerle buluştu. Farklı bir yapıya sahip olması ve grafiklerin oldukça güzel görünmesi ile oyuncuları etkilemeyi başarmıştı. Üzerinden geçen onca zamandan sonra, oyun sonunda inceleme köşemizin konuğu oldu.

 

 

İlk defa incelemeyi yetiştirmek için acele etmeden sindire sindire oynadım bir oyunu. Oyun editörlüğü gömleğimi ofisin girişine astım ve yıllar sonra yeni neslin tabiriyle bir “fanboy” olarak oturdum playstation’un karşısına. Tıpkı bu işe başlamadan önce Uncharted serilerinde yaptığım gibi, tıpkı sabahlara kadar Twisted Metal oynadığım günlerdeki gibi ve adrenalinler içerisinde Killzone 2 ve 3’ü oynadığım gibi. Kısacası eski güzel günlerdeki oyun oynamak için oynadığım gibi oynadım. Sonunda bir müddet içselleştirmek için bekledim ve bende kalan hisleri kaleme aldım. Adettendir öncelikle hikayeden başlanır incelemelere ama ben bu sefer sıradanlığın dışına çıkacağım. Sonuçta bir çok kez hikayeyi dinledik. Hikayemizin kahramanı Aloy ve onun dışlanmışlığı büyük öneme sahip. Günümüzden 1000 yıl civarı sonrasında. 3000’li senelerde olduğumuz bu oyunda, Özellikle insanların bakış açıları bu yeni dünyaya karşı olan tutumunuzu ve bilgilinizi etkiliyor. Onlarla konuşmaya çalışmalı ve Aloy’un neden dışlanmış olduğunu öğrenmek zorundasınız. Evet hikaye az buçuk bundan ibaret. Elbette oyunun içerisinde sürprizler, inanılmaz bir derinlik ve sonlarında hayret uyandıran durumlar var. Tabii bunlardan bahsedecek değilim.

 

 

Zaten incelemeyi okuyanın da umurunda değildir. Peki Horizon: Zero Dawn hikayesi ise bizi etkileyecek olan şey nedir? Kurgu ve sunum. İşte tam olarak da bunu hissetmek istiyorsunuz. Bir oyun düşünün en başından sonuna kadar oynayan kişiyi karakterle bu kadar bütünleştirebilsin. Bunu daha önce bu kadar iyi başarabilen bir oyun görmedim. Aloy ile çok samimi hislerle seviniyor, üzülüyor, heyecanlanıyor ve yer yer korkuyoruz. Aloy’un tüm anının içerisinde hissediyorsunuz kendinizi. Alınan her karardan, konuşulan her cümleden ve yapılan her mimikten bir şeyler hissediyorsunuz. Yeri geliyor “bu yapılır mıydı şimdi” diyorsunuz, yeri geliyor “hah, işte tam da bundan bahsediyordum” diyorsunuz, kısacası oyunun her anını sizde yaşıyorsunuz. Ve Guerilla Games bunu yaparken bir an olsun sizi oyunun dışında bir karaktermişsiniz hissine düşürmüyor. Her anını an be an yaşadığınız bir macera sunuyor.

 

 

Peki bu macera nasıl sunuluyor diye sorarsanız bu noktada aksiyon, dram, heyecan, korku ve hayata dair diğer tüm duygularla birlikte yoğrularak sunuluyor diyebilirim. Tıpkı hayatın bizzat kendisi gibi. Düşünün oyunun ilk başlarında sizlere oyunun genel dinamikleri ve karakterlerin özellikleri tanıtılmak isteniliyor. Bunu yapımcı firma öyle bir kurguyla sunuyor ki siz sadece onların geçmişinden kesitler izliyoruz sanıyorsunuz ancak bir yandan da karakterlerin duygusal bağlanmalarını, hayata bakış açılarını ve içsel durumlarını hissetmeye başlıyorsunuz. Oyunun başlarında yer alan uzun ve ağır giden anlatım sizi oyuna hazırlamak için tasarlanmış diye düşünüyorsunuz ancak yapılanın bir tılsım gibi oyunun içinde hissetme büyüsü olduğunu sonradan kavrıyorsunuz. Özellikle sanal gerçeklik teknolojisinin son günlerde yaygınlaşmasına adeta nazire yapar gibi Guerilla Games “ben bunu gözlüksüz de yaparım” diyor ve bunu gerçekten de başarıyor.

 

 

Oynanış açısından Oyunumuz, bir rol yapma oyunu olduğu için, yetenek ağacı sistemi de bulunuyor. Her seviye atladığımızda bir yetenek puanı kazanıyoruz ve 3 farklı daldan yetenekleri, bu puanlar ile açabiliyoruz. Horizon: Zero Dawn  hiç olmadığı kadar gizlilik ön plana çıkarılmış vaziyette. Çoğu oyunlarına nazaran oldukça büyültülmüş haritalar söz konusu. Dolayısıyla ilerlemeniz için düşmanları öldürmek ilk hedefiniz olmayabileceği gibi illa öldürmek isterseniz de bunu ortalığı curcunaya çevirmeden de yapabilmek güzel bir alternatif olabilir. Gerçekten de oyundaki harita genişlemesi ve hareket serbestisinin bu denli fazla olması çok farklı bir oynanış kurgusu yaratıyor. Düşmanlarınıza görünmeden ilerlemek mümkün, bu noktada fark edilme barı şeklinde tasarlanan bir bar da getirilmiş. Bir Hitman kadar olmasa da ciddi manada süikast timine dönüşebilirsiniz. Ayrıca uzun mesafe bakışı ile nişan alarak uzaklardaki düşmanları işaretleyebiliyor ve böylelikle haritada nerede gezindiklerini farkedebiliyorsunuz. Açıkçası nasıl ilerleyeceğinize siz karar veriyorsunuz.  Aksiyondan hoşlananlar düşman bölgesine “Heeeeyyy, ben geldim.” şeklinde nidalar atarak girip ilk siperde saklana da bilirler ya da aksiyondan hoşlanmayanlar çalılara saklanarak sessiz infazlar yapabilirler seçim sizlere kalmış.

 

 

Hazır aksiyon sahnelerine giriş yaptık bu noktada dövüş dinamikleri ve silah çeşitliliğine de el atmamız gerekiyor. Hem makinelerle, hem de insanlarla savaşabiliyoruz ana silahımız ise mızrak ve yay ok ikilisi. Mızrağımız sürekli standart fakat mızrak haricinde kullanabileceğiniz 4 farklı silah bulunuyor. Bu silahlar, avcı yayı, keskin nişancı yayı, sapan ve bir tuzak silahı. Oyunda ilerledikçe oldukça farklı ekipmanlar kullanıyorsunuz. Bu çeşitlilikteki artış oyundaki tecrübeniz arttıkça farklılaşıyor. Yani ilerleyen bölümlerde daha değişik silahlar karşınıza çıkıyor. Silahlar haricinde, aynı şekilde farklı kıyafet seçimlerimiz de olabiliyor. Silahlar gibi, kullanacağımız kıyafet seti de farklı özellikler sunuyor bize. Son olarak eşya üretme, yani Crafting, kısmından bahsedeyim. Bu sistem, öyle büyük bir benzersizliğe sahip değil. Envanter ögelerimizi, yanımızda taşıyabileceğimiz cephaneyi ve yardımcı ögelerin sayısını arttırabiliyoruz. Bunun haricinde, yine saymış olduğum tüm o cephaneleri ve yardımcı ögeleri, mesela iksirleri, oluşturabiliyoruz.

 

 

Bu kadar yazdıktan sonra oyunun en can alıcı noktasına geliyorum. Tahmin edeceğiniz gibi görsel şölenine. Öncelikle şu cümleyi oyuna başlarken kullandığım şekliyle aynen buraya alıyorum. “Ya sen neymişsin be PS4.” Gerçekten de yeni nesil yeni nesil diyerek oyun severleri kandırdılar her halde demeye başladığımız şu günlerde yeni neslin ne olduğunu bize Guerilla Games firması canlı bir şekilde anlattı. Herkesin neredeyse hem fikir olduğu gibi bana göre de oyun dünyasının görmüş olduğu en kaliteli grafiklerle karşı karşıyayız. Bir neslin sonun geldiğinin ve yeni bir neslin başladığının kanıtı ne derseniz ben kesinlikle Horizon: Zero Dawn derim. Nereden başlasam bilemiyorum. Kaplamalardan mı, gölgelendirmelerden mi, ufuk detaylandırmasından mı, ışık efektlerinden mi. Ben en iyisi oyunda hissettiklerimden başlayayım. Öncelikle oyun mu animasyon geçişimi bu nedir değiniz bir çok anla karşı karşıya kalıyorsunuz. Gerçekten de bu geçişler bu kadar yumuşak ve hissettirmeden, görsel kalite bozulmadan nasıl yapılmış anlamak güç. Oyun neredeyse başından sonuna kadar 60 fps  adeta yağ gibi akarak onanıyor. Sadece bu açıdan bakıldığına bile büyük bir başarı söz konusu olmasına rağmen yapımcılar bunun la da kalmıyor ve görselliği katmerliyor.

 

 

İncelemenin en başından beri vurguladığım bir konu var farkederseniz, oyunla bütünleşmek. Bu sadece kurgu ile yapılabilecek bir olay değil. İşin içerisine görsellik de girmeliydi. Bunun kaçınılmaz bir detay olduğunu düşünen yapımcılar bu noktada karakter modellemelerine ve çevre etkileşimlerine inanılmaz bir emek vermişler. Özellikle karakterlerin konuşma sekanslarındaki mimikler, tepkiler ve hisler o kadar gerçekçi ki bir çok sahnede kendinizi onların verdiği tepkinin aynısını verirken buluyorsunuz. Son sözlere gelmek lazım yavaştan. Genel değerlendirme yapmaya pek de gerek olmadığını düşünüyorum. Karşımızda duran Horizon: Zero Dawn “sadece bir oyun” denilerek geçiştirilmeyecek bir şaheser. Açıkçası bir eleştirmen olarak tarafsız ve her yönüyle eleştirel bir gözle bakmam gerekiyor ancak oyunda sadece eleştirel gözle bakıldığında dahi kötü olmuş denilebilecek nokta o kadar az ki. Bizlere de sadece Guerilla Games firmasını takdir etmek kalıyor. Ellerinize sağlık bizlere yeni neslin devrimini yaşattığınız için.


Yorum Yazın

Connect with Facebook