The Last Guardian İnceleme

Farklı Bir Oyun Deneyimine Hazır mısınız?

Hani bazı anlar vardır tüm seslerin kesildiği, hayatın tüm stresin bir anlığına yok olduğu, sanki olduğunuz yerden ruhen uzaklaştığınız ve bilinmeyen dingin bir ana gittiğiniz. İşte öyle bir anınızı düşünün. Oyun dünyasının sınırları bellidir, her sene birbirinin kopyası sayısız oyun dahil olur bu dünyaya. Ancak nadiren de olsa öyle bir yapımcı çıkar ki sahneye, tüm ezberleri bozar ve asla yaşlanmayacak klasikler armağan eder bizlere.

 
the-last-guardian-inceleme1
 

Team Ico ismini bu özel yapımcılar listesinin tepesine koyabiliriz kolaylıkla. PS2 dönemine damga vuran müthiş iki oyunla bizi şaşırtan Fumito Ueda ve ekibinin, üçlemenin son halkası olacak olan The Last Guardian tekrar karşımızdalar. Seri ile yeni tanışacak olan oyun severler için öncelikle serinin diğer iki oyununun senaryosundan biraz bilgiler vermek istiyorum. Her iki oyun da sade ama etkileyici hikayelere sahip. Derin bir olay örgüsü yok belki, olmasına da inanın hiç gerek yok. Ico ve Shadow of the Colossus’u gerçekçi ve çarpıcı kılan da bu sadelik. Kahramanlarımızın dertleri ve amaçları belli, hikaye boyunca onları kovalıyoruz. Öykü anlatımında bile cimri davranıyor oyunlarımız, size keşfetme imkanı tanıyor. Ueda’nın bu konudaki yeteneğini göz ardı edemeyiz. Benzer öykü yapısı bir FPS veya aksiyon oyununda aşırı derecede sırıtabilecekken, bu iki oyunda tam tersi etkiye sahip.

 

the-last-guardian-inceleme2

 

Görsel dokuları birbirine bağlı olan Ico ve Shadow of the Colossus, kendi dünyalarını kusursuz bir şekilde inşa etmeyi başarıyorlar. Gerçekçi, soluk tonlara sahip bir dünyadayız. Canlı renklere yer yok burada. Çarpıcılığını da bu karamsar görselliğe borçlular, bunu hemen belirtelim. Umut üzerine kurulan hikayeleri hep sallantıda tutmayı başaran dünya, sizi kısa sürede sarıp sarmalıyor. Bakalım Fumito Ueda ilk iki oyunda başardığı farklılıkları The Last Guardian da gerçekleştirebilmiş mi? Kısa bir sinematikten sonra zincirlenmiş ve sayısız mızrak ve oklarla yaralanmış köpeğe benzeyen dev bir tüylü hayvanın yanında uyanıyoruz. Devasa bir kalenin içinde kocaman bir yaratık ile baş başa kaldığımızı farkına varıyoruz. Çok geçmeden bu devasa kaleden kurtulmanın tek anahtarının Trico olduğunu anlıyoruz.

 
the-last-guardian-inceleme3
 

Oyunun başlarında danışıklı dövüş şeklinde bir çıkar ilişkisine bağlı olan Agro ile Trico macerası ilerleyen zamanlarda yerini sıkı bir dostluğa teslim ediyor. Oyun dinamikleri dokunmak üzerine kurulu ve size bu duyguyu hissettirmeyi net bir şekilde başarıyorlar. Alışıldık ezberleri rahatça bozuyor.The Last Guardian mekan tasarımları ile büyülüyor bir kaleye kısılmış olabiliriz ancak görsel kodu kaybetmeden gayet farklı mekanlarla tanıştırıyor oyun bizi. Terkedilmişlik ise oyun boyunca sizi yalnız bırakmayacak. Hasar görmüş kalenin sessiz surlarında koşarken ”İyi ki Trico yanımda” diyeceksiniz. Kuvvetli tasarımların oyuncuyu nasıl etkileyebileceğinin en iyi örneklerinden The Last Guardian çıtayı bu konuda biraz daha yükseltiyor.  Ama kaplama gibi teknik sorunlar elbette bir şekilde hayat buluyorlar. Burada daha geniş bir haritaya sahibiz.  The Last Guardian’da ağırlıklı olarak mekan bulmacalarıyla baş başa bırakıyor bizi. İşte orijinallik de tam burada devreye giriyor. Bu bulmacaları çözerken Trico’ya olabildiğince yakın durmalı ve ondan yardım almalıyız. Trico tüm varlığıyla yardımcı oluyor Agro’ya; platformlara tırmanması için yardımcı oluyor, uzun mesafeleri atlamasını sağlıyor.

 
the-last-guardian-inceleme4
 

Oyunun tabi ki eksik yönleri de var. Bir türlü çözülemeyen kamera açıları yüzünden oyunun kontrolleri zaman zaman sizi çileden çıkartabiliyor. Trico zaman zaman istediklerinizi net bir şekilde yapamıyor. Ancak oyun zevkinize limon sıkacak boyutlarda da değil. Yani sizi bezdirecek kadar sorunlu kontrollerle karşılaşmıyorsunuz. Oyunun teknik yönlerine gelirsek HDR ve genişletilmiş 4K seçeneğine sahip olan The Last Guardian’ın bizim için en önemli yönlerinden birisi de Türkçe altyazılı olması. The Last Guardian’da oldukça az seslendirme var. Agro’nun sesini Trico’yu çağırırken duyuyoruz. Az ama öz seslendirmelerin çok başarılı olduğunu, özellikle Agro’nun taklidini kısa sürede yapmaya başlayacağınızı söyleyebiliriz. Ses efektleri de minimum seviyede tutulmuş. The Last Guardian’ın da gücünü sadelikten alıyor, olumsuz gözüken özellikleri artıya çevirmeyi büyük bir yetkinlikle başarıyor. Bu konuda cimri olan oyun The Last Guardian’ın, efektler nadiren sahne alıyor. Müziklere gelecek olursak, adeta bir başyapıt söz konusu. Kurgu ile o kadar bütünleşmiş ki. Oynanış süresine gelecek olursak bulmacalarda çok fazla vakit kaybetmediğiniz sürece 12-13 saatlik bir süre sunuyor. Her dakikasını dolu dolu geçirten bir oyun için fazlasıyla yeterli. Eğer yavaş yavaş oynayarak manzaraların tadını vararak ise bu süreyi 17-18 saate çıkartabiliyorsunuz. Son olarak oyunlarda yenilik, orijinallik, deneysel bir çaba arıyorsanız The Last Guardian’ı kesinlikle oynayın.


Yorum Yazın

Connect with Facebook