Beyond: Two Souls (İnceleme)

Bir Ben Var Benden İçeri…

Oyun dünyası birbirinin aynısı yapımlarla adeta her yıl kendini tekrar eden bir döngü içerisinde savrulurken an gelir bir babayiğit çıkar ve farklı tondan şarkılar söylemeye başlar. Daha önce kimsenin düşünmediğine cesaret eder, daha önce kimsenin gitmediği yoldan ilerler ve sonunda artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. İşte Quantic Dream böylesine bir serüvene girişen ender babayiğitlerden biridir benim gözümde. Heavy Rain ile büyük sükse yapmış olsa da biz onları asıl Fahrenheit ile tanımış ve nasıl bir yola girdiklerini anlamıştık. Fahrenheit’ın efsane oyunlar arasına girmesi ne kadar sessiz ve derinden olduysa Heavy Rain’ın oyun dünyasının geleceğini şekillendirmesi de o denli şiddetli olmuştu. Bunda stüdyonun Sony tarafından sahiplenilmesinin büyük etkisi olsa da asıl neden çizgilerini ve yenilikçi ruhlarını korumaları olmuştu. Söz konusu böyle bir yapım ekibi olunca beyond Two Souls’un devrimsel niteliklere sahip olabileceğini kestirmek medyumluk olmasa gerek.

Farkındaysanız uzun bir girişi oyunun geliştiricilerine ayırdım çünkü bunu sonuna kadar hak ediyorlar. Bu noktada ayrı bir parantezi elbette ki David Cage için açmak gerekir. Kendisi bir oyun için tüm benliğini adayan ender yönetmenlerden biri. Beyond Two Souls’u bu denli özgün yapan da hiç şüphesiz Cage’ın dâhiyane kurgusudur.
 
BeyondTwo-Souls-inceleme1
 
Beyond Two Souls’un değerlendirileceği belki de tek oyunun yine aynı ellerden çıkmış olan Heavy Rain olması bir yandan takdire şayan olsa da bir yandan da içinde büyük bir sorunu barındırıyor. Bu sarmalın sıkıntılı yönüne değinmek istiyorum. Şu bir gerçek ki Heavy Rain ilk tattığımız lezzet olmasından dolayı muhteşem duygulara bizleri gark etti. Peki, bu lezzetin tadı hala damaklarımızdayken aynı ekibin aynı malzemelerle ve aynı servis şekliyle bize bir kez daha aynı yemeği yedirmek istemesi neden. İşte belki de Beyond Two Souls’u Heavy Rain’den ayıran özellikler neler sorusunun cevabı oyunun inceleme notlarını de belirliyor. Bir kısım eleştirmen oyunu Heavy Rain ile kıyaslıyor ve benzer öğeleri görünce “E, biz bu filmi zaten izlemiştik” diyerek oyunu yerden yere vuruyor. Bazıları ise -benim de içinde bulunduğum grup- olaya şu yönden yaklaşıyor; “Doğru gidilen yoldan sapmaya ne gerek var…”

Evet, Quantic Dream Heavy Rain ve daha öncesinde Fahrenheit ile bizlere gittikleri yolun çok farklı bir yol olduğunu söylediler. Bizler de bu kendini tekrar eden sistemsel bir hale dönüşen oyun sektöründe getirdikleri farklılıkları başımızın tacı yaptık ve kendilerini cesaretlendirdik. Sonunda gelinen noktada 2000 sayfanın üzerinde bir senaryosu ile gelmiş geçmiş en teknik ve kapsamlı tasarım modellemesi ile daha önce hiç denenmemiş bir hikâye anlatımı ile birçok oyun severe göre başyapıt olabilecek bir yapımla karşı karşıyayız. Beyond Two Souls…
 
BeyondTwo-Souls-inceleme2
 
Her ne kadar Beyond Two Souls Jodie ve Aiden’ın karmaşık hikâyesini yine oldukça karmaşık bir yöntemle anlatmayı tercih etmiş olsa da yapımı özgün kılan bu anlatımdaki karmaşıklık değil sadece. Aynı zamanda oyunun kaygısız tavrı aslında en önemli unsuru oluyor. Yani belli bir derdi var yapımcıların ve bu dert sadece oyunun genel kurgusundan çok daha ötede. Kendileri de geri dönüşü olmayan bir yola girdiklerinin farkındalar. Ancak tüm bunlara rağmen, “oyuncu kitlesinin” oyun sever kavramından uzaklaştığı bu sisteme rağmen kaygısızca anlatmak istedikleri derdi anlatıyorlar.Tek dertleri yaratıcılığın ışığında umarsızca yürümek.

Oyun felsefesi diye bir alt tür oluşturma çabasında değilim ancak Quantic Dream gittiği yoldan bizleri ister istemez bu sorguya çekiyor. Beyond Two Souls’ta önce hikâyenin anlatım şekli ile ilk etkiyi yaşıyoruz. Zaman çizgisi anlatımda eğilip büükülüyor. Sıçramalarla dolu bir anlatım tercih ediliyor. An geliyor Jodie’nın çocukluğuna gidiyoruz an geliyor genç kızlığına. Ama herşeyden önce biraz Jodie ve Aiden’dan bahsetmek lazım diye düşünüyorum.
 


Yorum Yazın

Connect with Facebook