Max Payne 3 Oyun İnceleme

Yine Bir Max, Yeni Bir Max…

11 yıl önce siyah deri ceketli, hafif kirli sakallı, öfke dolu ama karizmatik ifadesiyle, Max adında biriyle tanıştık. Daha önceleri de bu özelliklere sahip bir çok karakter görmüştük oyun dünyasında, ancak bu Max biraz farklıydı. İlk Max Payne oyunu çıktığında (yani 2001 yılında) oyun dünyasında fırtınalar estirmişti. Sinemasal bir görselliğe ve harikulade bir anlatıma sahip olan oyun ana tema olarak ailesinin intikamını almaya çalışan bir polis memurunun hikayesini anlatmaktaydı. Ancak Max Payne’i Max Payne yapan bu hikaye ve kurgudan öte muhteşem oynanış ve bu oynanışın en lezzetli sosu olan Bullet Tİme (Yavaş Çekim) moduydu.

Oyun dünyasında devrim niteliğinde bir yenilik olan Bullet Time modu, aslına bakarsanız Wachowski kardeşlerin unutulmaz şaheseri Matrix filminden esinlenerek dijital oyun dünyasına kurgulanmıştı. Zaten ilk bakışta Matrik filminden çıkıp, Kurtlar Vadisi dünyasına düşmüş bir karakter havasına sahip olan Max’in Bullet Time sistemine sahip olmaması düşünülemezdi. Katıksız bir aksiyon sunan seri 2003 yılında ikinci oyununu piyasaya sunuyordu. Bu oyunda da sayısız düşmana karşı mücadele eden Max’in hikayesi ilk yapımın ardından aydınlanmayan soruların cevabını arıyordu. İlk iki oyunun Windows platformu için olan sürümlerini Remedy Stüdyoları hazırlamış, konsol versiyonlarına ise Rockstar el atmıştı. Ve nihayet ikinci oyunun ardından 9 yıl geçtikten sonra serinin hayranları üçüncü Max Payne oyununa kavuştular. İlk iki oyuna göre bir çok yenilik içeren Max Payne 3’ü sizler için irdeledik. Bakalım Max yeni macerasında nelerle karşılaşıyor, başına neler geliyor…
 

 
Max Payne 3 ile ilgili ilk görsel detaylar sızmaya başladığında herhalde bir yanlışlık oldu demiştik. Çünkü gördüğümüz kel, sakallı, kilolu, bitkin kişinin bizim karizmatik, intikam enerjisi ile yanıp tutuşan Max’imiz ile hiç alakası yoktu. Tamam yapımcılar bu hikaye Max için bir dönüm noktası olacak diyorlardı ama bu kadar keskin bir dönüm noktası beklemiyorduk. Bir kere Max’in karakterinden hikayenin geçtiği yer bile farklıydı. Artık Amerika’da değil Brezilya’nın Sao Paulo sokaklarındaydık. Peki neden buradaydık, bu halimiz neydi böyle, bizi bu kadar değiştiren şey neydi. İşte tüm bunların cevabını elbette ki sizlere vermeyeceğiz. O keyfi Rockstar sizlere o kadar muhteşem sunmuş ki biz spoiler vererek bozmayalım. Ama tabi birazcıkta olsa hikayenin ana şablonuna değineceğiz…
 

 
Oyuna ilk başladığınızda kendinizi harap ve bitkin bir halde, Sao Paulo’nun kenar mahallelerindeki virane bir odanın içinde buluyorsunuz. Tüm yaşadıklarının ardından kendini içkiye veren Max’in hali gerçekten içler acısı. Kelimenin tam anlamıyla dibe vurmuş olan Max, ikinci oyunun sonunda tüm kirli işlerini halletmiş ve emekliliğe ayrılmıştır. New Jersey’de kendini iyice içkiye veren Max, ikinci sınıf bir barda yine içkisini yudumlarken eski dostu Raul Passos ile karşılaşır. Kısa bir sohbette sonra Raul kendisine Sao Paulo’nun köklü ailelerinden biri olan Branco Ailesinin güvenlik işlerini yapmasını teklif eder. Zaten emeklilikten iyice bunalan ve kendine yeni bir sayfa açmak isteyen Max bu teklifi olumlu değerlendirir ve Brezilya’nın yolunu tutar. Herşey ilk başta kulağa basit gelmektedir. Ama işlerin kısa sürede çığırından çıkacağını tahmin edebilirsiniz.
 


Yorum Yazın

Connect with Facebook